top of page

Atina Gezi Rehberim:

15 Eyl
4 dakikada okunur

Bu yaz bildiğiniz gibi benim için sakin geçti. Çok uzak rota olmadan, çok özel bir destinasyona gitmeden, önce benim sonra da Federico'nun İstanbul'a doyduğumuz, bolca aile ile vakit geçirdiğimiz samimi, sıcak bir yaz yaşadık. Ama yine de bu İstanbul rotasının sonuna bir şeyler ekleyesim vardı benim. Ben daha önceden Atina'ya birkaç kez gitmiştim, Fede ise hiç gitmemişti. Bu duruma bir son vermek, medeniyetin doğduğu toprakları ziyaret etmek elzemdi! Öyleyse İstanbul ve Bergamo arasına Atina durağı eklenmeliydi:


Atina'ya gitmeden önce yaptığımız en keyifli aktivitelerden biri, bolca Yunan mitolajisi ve Acropolis tarihi araştırmaktı. İtalya'da liselerde yunan mitolojisi okutturuluyor o yüzden Federico bana kıyasla baya bilgi sahibiydi. Bizim niye mitoloji çalışmadığımızı, müfredatımızda neden olmadığını asla anlayabilmiş değilim. Neyse, bu konulara girmeyelim çıkamayız...


Biz tatili şöyle planlamıştık. İlk olarak çok güzel bir airbnb ev:

Acropolis manzarası inanılmazdı. Biz hep perdeler açık uyuduk. Gece uyurken arada gözlerinizi açıp pırıl pırıl Acropolis manzarası görmek inanılmaz bir şey gerçekten.

Bu manzara sağolsun hiç rooftop bara gitme ihtiyacı hissetmedik. Evimizin üst katı zaten bir rooftoptı, aynı manzaraya biz yattığımız yerden sahip olduk.


Atina seyahat günlerimizi şöyle planlamıştık. Öncelikle taksi ile sadece havaalanı gidiş gelişlerini yapıcak, geri kalan tüm ulaşımımızı yürüyüş ve kiraladığımız scooterla yapıcaktık. İyi ki de öyle yaptık çünkü daha havaalanından merkeze geldiğimiz taksi bizi bir güzel kazıkladı. Dönüşte ise uber kullandığımız için yırttık. Yalnız ben bir şey fark ettim, benim o eski hatırladığım, adalarda ise hala olduğunu umduğum o tatlı Yunan insanı havası Atina'da maalesef yoktu. Türk esnaf nasıl kazıkçı ve turiste karşı kabaysa aynı havayı Atina esnafından da aldım. Keza bir İstanbul - Atina karşılaştırması yaparsam, fiyatlar bana Atina'da da aman aman ucuz gelmedi. Neyse Atina seyatini nasıl planlamıştık onu anlatıyordum. Gündüzleri deniz, deniz sonrası eve dönüp hemen duş ve hazırlanma, güzel bir semt keşfi, o semtin tatlı bir barı ve sonrasında da yemek.


İlk günümüzde önce hemen motorumuzu almaya gittik, sonra da airbnb evine check in ve duş derken akşam olmuştu bile. Önce her İtalyan ailede olduğu gibi küçük bir aperitivo yapmaya Baba Au Rum'a gittik. Sonrası sonunda akşam yemeği. Benim Atina'da denemek istediğim çok fazla geleneksel mutfağı yeniden yorumlamış modern mutfaklar vardı ama ilk gece klasik takılmak istedik ve olabilecek en geleneksel restoranlardan birine gittik: Oikonomou Tavern. Hem yemekleri, hem mekanı , hem servisi çok ama çok mutlu etti.

Ertesi sabah erkenden Acropolis biletlerimiz vardı. Hava aşırı sıcak olduğu için ya sabah erkenden yapıcaktık ya da akşamüzeri. Bu arada iyi ki çalışmışım Acropolis hikayesini, yoksa bu biraz 'aaa ne de güzel yıkıntılar' gezisi olurdu.

Ben eskiden böyle yerlere uçuş uçuş kıyafetlerle süslü püslü gelirdim. O zaman da öyle güzeldi ama şimdi kendimi öyle hayal bile edemedim. Rahat spor ayakkabılarım ve rahat spor kıyafetlerimle gelmek, fotoğraf çekilmenin bunların önüne geçmemesi ve sonunda bu kafaya ulaşmış olmak beni çok mutlu etti. Bunu da gezi rehberinden bağımsız bir dipnot olarak geçtim.


Turistik en önemli görevimiz bittiği gibi motorumuza atladık ve denize doğru yola çıktık. Ama önce deniz manzaralı güzel bir öğle yemeği: Astakos'u şiddetle öneririm. Ne yediysek, ki dünyaları yedik, muhteşemdi.

Şimdi dostlarım, Atina'da denize girebileceğiniz bir sürü yer var ve bunlar yarım saat - kırk dakika uzaklıkta. Voula Beach, Akti Iliou, Vouliagmeni, Glyfada benim listemdeydi. Her gün de birine gideriz diyoduk ama biz Akti Iliou'yu sevdik, niye devamlı değiştirelim ki dedik ve hep buraya geldik. Hatta şöyle bile oldu, ilk gittiğimiz gün çok tatlı bir Yunan beyefendisi gördük tam yanımızdaki şezlongta. Hatta ben önce o sezlongu çocuklu bir aile kullanıyor sanmıştım rengarenk bir sürü şort mayo vardı. Ben annemle telefonda konuştuktan sonra bu bey benle muazzam bir İstanbul Türkçesiyle konuşmaya başladı. Meğer doğma büyüme Heybeliadalıymış, 20 yaşında Yunanistan'a geri dönmüş. O kadar keyifli sohbet ettik ki, dedi yarın da gelir misiniz, size yer tutarım. Ertesi gün gittiğimizde gerçekten de yer tutmuştu. İşte geri kalan Atina günlerimizin tamamında biz sabah erkenden motorumuza atlayıp Akti Ilio plajına gittik. Yanımızda kahvaltı için yunan yoğurdu ve meyve, öğle yemeği için proteini bol ve sağlıklı kendi yaptığımız sandviçlerimizi götürdük. Ne ben ne Federico günde 3 öğün restoran yemeği yemeği sevmiyoruz çünkü.

Denizden döndükten sonra üzerimizi değiştirdik ve bence Atina seyahatimizin en güzel yemeğini yediğimiz Manari Tavern'e geldik.

Gecenin geri kalanında Plaka bölgesinde tatlı bir yürüyüş yaptık.

Gündüzlerimizi artık tekrar etmenin bir manası yok, motor, sahil, greek yogurt ve meyve, çok konuşan tatlı Yunan beyefendi, evden getirdiğimiz sandviçler, sezlongta öğlen uykusu, motor, airbnb ev, duş ve sokaklara çıkış. Bu sefer Exarchia bölgesini keşfetmeye çıktık. En merak ettiğim mekana gittik aperitivo için: Bar Ideal, aşşşırı ama aşıırı tatlı.

Burdan yemeklerini değil ama konseptini en beğendiğim mekana geldi sıra: Pharaoh.

Ya bu konsept Milano'da neden yok ya da Bergamo'da? Olsa müdavimi olurum. Çok modern hatta endüstriyel bir dekorasyon, modernize edilmiş geleneksel tabaklar ve her gece bir dj'in plak seti. Ben yerimizi bardan aldım. İyi ki ama iyi ki de öyle yaptım. Yemekler bir önceki restoranların seviyesinin bir tık altında ama ortam çok ama çok iyiydi. Hatta orda durmadan Shazam çalıştırdım, dönünce o geceyi hatırlayacağım bir playlist de yaptım kendime.

Gündüzlerimizi biliyorsunuz, geçelim son günümüzün akşamına. Bu sefer Anafiotika bölgesini keşfettik ve şehirde aldığımız ada vibe'ını çok sevdik.

Ben, tatillerde son günler biraz daha esnek olurum, çok belirli bir program yapmam ki aklımda kalan bir yer varsa oraya tekrar gidiyim ya da şehri gezerken bambaşka bir keşif yapma şansım olsun. O yüzden hiç rezervasyonumuz yoktu. Çok random bir şekilde Plaka'ya geçtik ve o meşhur merdivenlerde yaptık bu sefer aperitivomuzu.

Akşam yemeği için de dedik ki artık bir souvlaki zamanı gelmiştir. Ver elini O thannasis. Bir souvlaki bir de yoğurtlu kebap paylaştık. Greek salad olmazsa olmaz tabii ki.

Bu son geceyi gerçek bir turist gibi geçirdik. Monastraki sokaklarında yürüdük, ışıl ışıl restoranların önünden geçtik, hediyelik eşyacıların hepsine girdik ve pırıl pırıl bir Acropolis manzarasına karşı uyuduk.

Sabah biraz vaktimiz vardı şehirde geçirilecek. Ben hemen kendimi bir eczaneye attım ve ne kadar Korres, Aptivia ürünü varsa sepete attım. Ordan ver elini kahvaltı. Stani'de bol ballı ve cevizli yoğurt yedik, çok iyiydi.

Son mağazalara baktık, hediyelik eşyacıları üç yüzüncü defa gezdik, motorumuzu teslim ettik ve son öğlen yemeğimiz için Sarri Souvlaki'ye gittik. Yine başarılı yine başarılı. Restoran seçimlerimizde bir tane boş yok ne yalan söyliyim.

Veeee bir tatilin, Federico ile bir maceramızın daha sonuna geldik. Bir sonraki seyahat yazım bir aksilik olmazsaaaaaa NAPOLİİİİİİ.

Görüşmek üzere!

Yorumlar


You Might Also Like:
IMG_2924
IMG_3424
IMG_1230
About Me

 Herkese Merhaba!

Ismim Gozde Gulsoy.

 

1986 yilinin mayis ayinda Victoria’s Secret meleklerine bir tepki olarak dogdum.

 

Ortaokul ve liseyi Italyan lisesi’nde bitirdikten sonra, universite icin Italya’nin Milano sehrine tasindim. 

Bocconi Universite’sinden ustun basarilarla mezun olduktan sonra (universiteyi 2 sene uzatmak da bir basaridir.) Istanbul’a geri dondum. 2011 yilindan 2017 yilina kadar tekstil sektorunde calistim.

Su anda Istanbul’un Bomonti semtinde, fransiz bulldogu kizim Fiona ile yasiyorum

​​

Read More

​

info@benburayaasikoldum.com

Join my mailing list

Search by Tags

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page