Ben Bu Sıralar (Eylül 2026):

Tam şu fotoğraftaki manzaraya karşı, terasımda oturup bir yandan kahvemi içerken yazıyorum bu satırları. O zaman başlayalım.
Ben bu sıralar bolca terasımda vakit geçiriyorum:

Eylül sonlarında olduğumuz bu günlerde hava o kadar muhteşem ki. Yazın bunaltıcılığı geçti, hafif tatlı bir rüzgar var ama hala sıcak, hala kısa kollularla elbiselerleyiz. Sıcaklık, 23 ila 27 derece arasında değişiyor. Sonbaharın tatlı ve nostaljik havasıyla günler terasta slow motion akarak geçiyor. Ya tek başıma kahvemi içiyorum ya Federico ve arkadaşlarımızla aperitivo sofraları kuruyoruz. Bizim evin bu terası bir de çok trafik akmayan, sessiz sakin bir sokağa bakıyor. Araba sesi yok, arada kuşların sesi, arada balkonlarında yemek yiyen insanların çatal bıçak sesi. Kafamı kaldırıp ortaçağ kasabası olan eski şehre bakıp huzur doluyorum. Ya da dediğim gibi arkadaşlarımız geliyor, onlara sofralar kuruyoruz, güzel bir şişe şarap açıyoruz. Muhabbet akıp gidiyor. Milano'daki evimde de böyleydi, şimdi de değişmedi, terasımda insan ağırlamayı çok ama çok seviyorum.
Ben bu sıralar Atalanta takımının maçlarına gidiyorum:

Şimdi şöyle bişey oldu dostlarım. Bergamo şehrinin Premier Lig'de oynayan bir takımı var: Atalanta. Ben bir gün Federico'ya dedim ki, Atalanta'nın stad kombine fiyatları çok iyi, gel her haftasonu yemek - aperitivo yapacağımıza, güzel bir aktivite olarak iki haftada bir maça gidelim. İnter, Milan, Juventus, Roma tüm bu takımlar ayağımıza kadar gelicek. Bu fırsat kaçmaz. Federico zaten senelerdir stada kombine almak isteyip bir türlü birlikte gidecek arkadaş bulamıyormuş, o yüzden benden gelen bu teklife hem çok şaşırdı hem de inanılmaz mutlu oldu ve biz artık bu futbol sezonunda maça gitme aktivitemizi başlatıyoruz, vatana millete hayırlı uğurlu olsun.
Ben bu sıralar yazın bittiğini kabul edip,şehir hayatına ve rutinlerime geri dönüyorum:

Yaz geldiğinde herkes bir yerlere dağılıyor, kimimiz deniz, kimimiz göl kenarına koşuyor, şehirden el ayak çekiliyor. Eylülün başlamasıyla herkes birer birer yuvasına dönüyor, rutinler, kendi yemeğin, kendi spor salonun, kendi evin, alışkanlıkların ve yazın çok da göremediğin dostların gözünde tütüyor oluyor. Ve büyük kavuşmalar yaşanıyor. Bir öğle yemeğinde kızlarıma kavuştum, Federico'nun ailesiyle pazar yemeklerimiz, pizza gecelerimiz geri başladı, haftada üç gün gittiğim spor salonuma koşarak döndüm, gym buddylerimle de o kadar özleşmişiz ki hemen bir çin yemeği ayarlandı ve tüm sevdiklerim ama yazın çok göremediklerimle hasret giderildi, yazın tüm dedikoduları yapıldı, önümüzdeki sonbahar ve kış için ne zaman görüşürüz ne aktiviteler yapmak isteriz hevesle konuşuldu bile.
Sadece futbol değil eventler başladı. Ben şubat ayında Anyma bileti almıştım, zaman ne kadar hızlı geçiyor, aylar önce biletini aldığım konser geldi ve geçti bile. Bu arada bu tarz şehir aktivitelerini ne kadar özlediğimi fark ettim ve Federico ile de kesinlikle bir festival yapmamız gerekiyormuş onu anladım. Kocam diye demiyorum ama çok çok uyumlu ve eğlenceli. Bence 2027 senesinde Belçika veya İngiltere'de bir festival yaparız biz.

Ben bu sıralar sevdiğim bir eylül aktivitesi olarak dolabımı yeniliyorum:

Çizgili çizgili üstler, çizgili çantalar (bu çizgili modasından aşırı etkilendim, hepimiz aynı olucaz ama canım sağolsun) süet püsküllü ceketler, bol kot pantalonlar. Bu sonbahar ve kış için daha sportif, daha cool, daha rahat bir stil belirledim. Çok feminen giyinmeyi, elbiseler ve topuklular almayı pek düşünmüyorum. Tabii sadece yeni parçalar eklemiyorum dolabıma, bir de birkaç senedir giymediğim kıyafetleri eliyorum ki kendisi en sevdiğim eylül aktivitesidir. Hatta bu yaz gittiğimde aynı şeyi Marmara Adası ve İstanbul dolabımda da yaptım. Elemek, kullanmadıklarını hediye etmek, dolabını boşaltmak, eksiltmek, bana inanılmaz bir ferahlık veriyor. İnsan ve kıyafet elemek benim guilty pleasure'larım, ikisinde de acımadan vedalaşıyorum. Bazı günler açıyorum bir çekmece, diyorum bugün pijama elicez. Başka gün takılarıma girişiyorum. Herkese öneririm, hatta atmakta zorlanan bir insansanız, beni evinize çağırın, beraber yapalım, o derece keyif alıyorum ayıklamaktan.
En önemlisini en sona sakladım.
Ben bu sıralar yeniden anne oluyorum:

Sizi tanıştırayim, Carlotta The Staffy.
Fiona'dan sonra uzunca bir süre köpek almam diye düşünüyordum ama hem Federico yeniden köpek sahibi olmayı çok istiyordu hem de ben köpek sahibi olduğum versiyonumu çok ama çok özlemiştim. Hiç bir köpek Fiona'nın yerini dolduramaz bu konuda bir anlaşalım, zaten Carlotta Fiona'nın yerini doldurmak için değil, Federico ve benim hayatımıza yepyeni bir chapter olmak için girdi. Bu arada Fiona'yı o kadar unutmadım ki haftaya gidip ismini dövme olarak yaptırıcam.Neyse Carlotta'ya geri dönelim. Tam bir hafta önce bu 2 aylık tatlı staffy hayatımıza girdi. Ben yavru köpek bakmanın zorluklarını biliyordum ama biraz tarihin tozlu sayfalarına kaldırmışım, onu hatırladım, Federico hiç bilmiyordu o biraz şok oldu, yeni yeni alışıyor. Yavru köpek bakımı ile ilgili sonra detaylı bir yazı yazarım zaten. Ama tüm bunlara rağmen Carlotta aşırı zeki ve kısmen kolay bir köpek. Nazarım değmez umarım ama daha eve hiç kaka yapmadı. Çiş eğitimini daha geleli bir hafta olmasına rağmen büyük ölçüde hallettik. Yaklaşık 5 defa dışarı 5-6 defa da evde pede yaptırıyoruz, arada 2 tane kaçıyor ama o kadar olur, 2 aylık bebek ve mesane kontrolü olmamasına rağmen çok başarılı. Kennelda uyumaya, oraya girmeye, hatta kapısının kapalı olmasına ve evde 1-2 saat yalnız geçirmeye alıştı bile. Çok iddialı ama biz Anyma konserine gittiğimizde evde 4 saat kaldı, döndüğümüzde hala uyuyordu, çiş kaka kazası olmadan. Bekle ve otur komutlarını öğrenmeye başladı. Benim Fikoş'um mesela asla öğrenmek istemeyen bir çocuktu, yavrudan yavruya bakım ne kadar da farklı, eğitime açık yavru gerçekten büyük rahatlıkmış ama keşke Fiona'm da olsaydı da kafama etseydi, ona bile okeydik. Neyse Carlotta diyoduk. Şu tatlılığa bakın.

Federico ile 3. tanışma yılımızı kutlucaz 10 Ekimde. 3 Ekimde de birinci evlilik yıldönümümüzü. Bu 3 seneye, evlilik, nikah, birlikte ev alma, bir de şimdi beraber köpek sahibi olmayı sığdırdık. İnsanın bu büyük adımları atacak kadar güvenebileceği bir partnerinin olması çok büyük bir şans. Ben özellikle Fiona'dan sonra maddi ve manevi tek başıma köpek sahibi olmaya cesaret edemezdim ve Federico dışında kimseyle de bunu yapmak istemezdim. Her ne kadar Carlotta kolay ve çabuk öğrenen bir yavru da olsa, yine de bu macera özellikle birkaç ay kolay değil. Yavru köpekler saat başı tuvalete çıkmak istiyor, yalnız kalamıyor, ısırıyor, evi dişliyor, dünyayı keşfederken ona yol gösterecek bir lider arıyor, disiplin, düzen, eğitim ve emek istiyor. Çok yorgunum, bir haftadır uykularım bölük pörçük çünkü her gece 3 -4 defa çişe uyanıyoruz. Şu pazar günü öğlen saatlerinde Federico içeride baygın uyuyor, ben bu yazıyı yazarken gözlerimi açık tutmakta zorlanıyorum ama yine de iyi ki geldin ve hoş geldin hayatımıza Carlotta. Renkli evimize yeni bir renk kattın.





Yorumlar