top of page

Ben Bu Sıralar (Haziran 2026):

29 Haz
6 dakikada okunur

Herkese yeniden merhaba! Şu anda sizlere uzun uzun yazarak anlatacağım tek bir konum yok ama aklımı yorduğum, ufak ufak aydınlandığım, minik minik düşündüğüm, anlamlandırdığım konu başlıklarının bütününden bir yazı çıkar dedim ve işte aşure yazım ve ben karşınızdayız!


Ben bu sıralar Atina seyahatimize hazırlanıyorum:

Eskiden yıl içersinde birçok seyahatim olurdu. Avrupa içi seyahatleri çok da seyahatten sayıp heyecanlanmazdım çünkü nerdeyse ayda bir bir haftasonu bir yerlere giderdim, o yüzden yeterli önemi ve bence değeri vermezdim. 30larımdan sonra ama özellikle son 5 senedir çok daha az ama çok daha kafamı ve kendimi verdiğim seyahatler yapmaya başladım. Normalde yeni yıl ve ağustos ayları benim uzak diyarlarda büyük tatiller yaptığım zamanlardır ama bu yaz çok daha sakin bir şeyler yapmaya karar verdik. Önce uzun bir İstanbul tatili, böylece Federico rahat rahat benim doğup büyüdüğüm şehri tanıyabilir ve ben İstanbul'u onunla gezerken bambaşka duygu ve hislerle gezdiğim için aslında benim için de değişik bir tatil olucak, sonrasında da Bergamo'ya geri dönmeden önce arada 5 günlük bir Atina seyahatimiz olucak kısmet olursa, bir mani çıkmazsa. (Buraya nazardan gözden korkan bir Gözde yerleştirelim.) Eskiden olsa ben 5 gün asla Atina'ya ayırmaz, bir gün kalır hemen hızlıca bir adaya geçerdim. Artık onu da göriyim, bunu da yapiyim saldırganlığında gezmiyorum dediğim gibi. Amaç tık atmak değil lokal deneyimler yaşamak. Bileti aldığımız anda inanılmaz güzel bir airbnb tuttuk, öyle bir terası ve teras manzarası var ki... Neyse ben biletleri aldığımızdan beri instagramdan post kaydediyorum. Bugünlerim onları inceleyerek geçti, aylarca biriktirmişim. Sonra en beğendiklerimi belirledim ve seyahat excelimizi oluşturdum. Eskiden hem öğlen rezervasyon, hem plaj rezervasyonu, hem akşam yemeği rezervasyonu olurdu, koştur koştur ona da yetiş bunu da kaçırma. Şimdi ise sadece 3 akşam yemeği rezervasyonu yaptırdım, onun dışında evet beğendiğim yerleri belirledim ama kısmet, o saat nerde olucaz, denize acaba nerde giricez, belki canımız o saatte ordan kalkmak istemicek, belki bir mekanın önünden geçicez ve o anda orda olmak isticez. Ama ben asıl bu seyahate nasıl hazırlanıyorum biliyor musunuz? Haftanın iki günü Federico ile salon koltuklarına yayılıyoruz, demli çayımız veya ev yapımı soğuk çayımız, ayak bakımı maskelerimiz, göz altı bantlarımızla youtube açıp Acropolis anlatan videoları izliyoruz, yunan mitolojisi çalışıyoruz. Gittiğimiz yerlere çooook eski taşlar diye bakıp geçmek değil, baktığımızda anlamak istiyoruz. Bu bir yandan da çok tatlı bir çift aktivitesi oldu. Valla Atina tatili bittikten sonra ben bir de ekim ayına bir cumadan pazara Napoli bileti aldım. Şimdi bir de instagramda onun için post kaydediyorum. Atina bitince o başlar, araştıra araştıra minik seyahatlere devam ederiz.


Ben bu sıralar whatsapp gruplarının aktivitelerini azaltıyorum:

Şimdi dostlarım, bundan bir süre önce kız arkadaşlarımla sohbet ederken ne kadar aktif whatsapp grubumuz vardan bahsediyorduk. Herkes iki ya da maksimum üç aktif grup söyledi, o da öyle 7/24 değil. Birinde her gün bir muhabbet geçiyor, diğer ikisinde haftada bir falan dediler. Ben oturup saydım, sayısını şimdi utançtan söylemicem. Bir de neredeyse hepsi de aşırı aktif gruplar. Sonra kendi kendime bir de şunu sordum, senin gerçekten bu kadar çok arkadaşın, dostun var mı? O grupları tek tek düşündüm. 2 tane aile grubum var onlara dokunmam gerçekten mümkün değil, iki tane de gerçekten dostum dediğim insanlarla grubum var aşırı aktif olmayan ara ara muhabbet dönen, çoğunluk gruplar bir arkadaşımın tanıştırdığı ve aaaaa ne kadar tatlı insanlar diye düşündüğüm ve o o arkadaşımın 'e tamam herkes iyi anlaştı o zaman hemen bir whatsapp grubu kurulsun.' dediği gruplar. (Şu anda whatsapp mezarlığında bulunan yüzlerce sessiz grubu saymıyoruz bile.) Neyse gerçekten aktif gruplarımdaki her kadın aşırı tatlı, aşırı şahane kadınlar ama ben çoğuyla neredeyse çok az fiziksel zaman geçirdim. Normalde, sosyal medyadan ve whatsapptan önce biz kimlerle sosyalleşirdik? Mahalleden arkadaşlarımızla, yazlıktan arkadaşlarımızla ki yazlık arkadaşlarımızla da kışın kopar hooop yazın yine bir araya gelirdik, okul arkadaşlarımızla ve iş arkadaşlarımızla. Kısacası fiziksel olarak aynı alanda bulunduğumuz ve ortak günlük paylaşımlarımız olan insanlarla. Yazlıktaki arkadaşımız yazlığını satınca biz biriyle senelerce mektuplaştık sonra ama o da bitti ve koptuk. Facebook, instagram, whatsapp çıkana kadar bizim sosyalleşeceğimiz belli bir sayıda insan vardı ve evet bu insanlarla fiziksel bir paylaşımımız olmalıydı. Oysa şu anda biri ucundan kıyısından bile hayatımıza bir yerde dokunsa, sosyal medyada ekleştiğimiz anda o insan artık sonsuza dek radarımızda. Her şeyini biliyoruz, nereye tatile gitti, ne zaman kocasından ayrıldı, dün gece ne giydi, bu sabah ne kahvaltı yaptı. Eskiden bir mekanda çok tatlı insanlarla tanışır, o gece sosyalleşirdik sonra herkes kendi hayatına döner bir anı olarak kalırdı. Şimdi ise sosyal çevremiz neredeyse eksilmeden sadece artıyor. En ufak paylaşımı yaptığımız bir insanın bile çok fazla şeyini biliyoruz. Ancak biz bu şekilde sosyalleşmek için evrilmemişiz. Hayatımıza birileri girerken birileri çıkmalı, etrafımızda bu kadar insanın varlığı, düşünceleri, haberleri olmamalı. Bir arkadaşımın tanıştırdığı çok tatlı bir kızla keyfili birkaç saat sohbet edip ayrıldıktan aylar sonra yine o arkadaşımla buluştuğumda 'Napıyor ya o kız? Ne oldu o son sevgilisiyle?' diye update almalıyım, daha eve dönmeden kendimi bir whatsapp ya da instagram grubunda bulup arkadaşlığımızı oluşturmak için hiç bir zemin olmayan, hiç bir emek harcanmamış, aynı okula işe mahalleye mensup olmadığım, beni doğal yollarla yani anılarla tanımak yerine benim kendimi instagramdan veya whatsapptan anlattığım kadarıyla tanıyabilecek biriyle gece gündüz mesajlaşmamalıyım. Bu arada dediğim gibi gerçekten ama gerçekten kıymetli ve tatlı insanlar ama olay sanal bir yerde suni bir biçimde oluşuyor, doğal değil. Ben gülme emojilerini, en çok kullandıkları memeleri değil insanların mimiklerini bildiğimde gerçekten onları tanıdığımı hissediyorum, aynı şekilde onlar da beni. Bir insana kendinizi yazılı olarak anlattığınızda değil gerçekten hayatı yaşarken, anı oluştururken anlatıp tanıtabilirsiniz. Bütün bu sebeplerden , whatsapp'a verdiğim enerjiyi çok azaltmaya karar verdim. Daha çok anılarla oluşturduğum ve fiziksel görüşme planı yaptığım arkadaş gruplarıma enerji harcıyorum, orda da zaten görüşeceğinizi bildiğiniz için çok da saatlerce konuşmuyorsunuz, haftada bir ya da iki gün canlanıyor gruplar, sonra herkes kendi hayatında.


Ben bu sıralar, tatil fotoğrafları üzerine düşünüyorum, bunda bile aydınlanma yaşıyorum:

Bana göre tatil fotoları 2’ye ayrılır dostlarım.

  1. “Beni bir çeksene” deyip poz verip, sonra nasıl çıkmışım diye bakıp sonrasında tatili yaşamaya başladığımız, azıcık suni anlar.

  2. O anın içinden sevdiğimiz birini çekmek ya da biz o anın içindeyken sevdiğimiz birinin bizi çekip telefon kenara konulduğu zaman tam olarak fotoğraftaki anın akmaya devam ettiği fotoğraflar.

İkisinin de yeri bende ayrıdır. Şöyle ayrıdır; birinci tatil fotoğraflarına maksimum ayıracağım bir poz süresi vardır: 5 dakika, çat çat. Ama elbisesini, tarzını özenle seçip öncesinde düşünmüşümdür. Çekim bitince elbet birileri güzel çıkar, bakarım, hayatıma devam ederim.

İkincisinin yeri ise bambaşka. Mükemmel açı yok, mükemmel poz yok, editöryel bir foto kusursuzluğunda olmayacağı kesin ama dönüp bir ay sonra baktığımda beni yine o ana, o an hissettirdiklerime döndürecek güce sahip. Suni değil, göstermek istediğim dünyayı değil, tam olarak yaşadığım dünyayı gösterme gücünde.

Yaşla beraber o 2. tarz fotoğraflara ayırdığım önem, birinciyi geçti. Zaten artık birincinin ağırlıklı olduğu bir tatil bana haz vermez, biraz yapay gelir.


Ben bu sıralar, sosyalleşirken verdiğim kiloları korumaya çalışıyorum:

Zaman zaman sosyal öğünler ekleyip hayatıma suçluluk hissetmemeye çalışıyorum. Arada bir planlayarak yediğim pizzanın tüm emeklerimi sıfırlamadığını kendime kanıtlamaya çalışıyorum çünkü ben bir sosyal öğün yesem kontrolü kaybediyor gibi hissediyorum, bu da öğrenmem gereken bir süreç. Kilo verirken kısıtlama kısmı daha kolay ama kilo korurken ve kas yaparken ne kadar esneyebileceğimi bu sıralar deneyimliyorum ve öğreniyorum. Yalan söyleyemicem zorlanıyorum ama seneye bu zamanlar bu da tam olarak oturucak ve ben artık ömür boyu kullanabileceğim sağlıklı beslenme, spor ve sosyallik dengesini bulabilicem.


Ben bu sıralar, hayatı doğal, küçük, samimi yaşayan arkadaşlarımı çok örnek alıyorum:

İçim açılıyor onları gördüğümde, onların hayatlarına dair bir şeyler dinlediğimde. Bu sıra buralar çok sıcak o yüzden geceleri pencereler açık uyuyoruz, sabahları ise cıvıl cıvıl cıvıldayan kuşlar eşliğinde uyanıyoruz. İşte bu hayatı doğal yaşayan arkadaşlarım, aynı o kuş sesleri gibi bir efekt yaratıyorlar bende. Hayatla bir kavgalarının olmaması, hayatı birilerinden intikam alır gibi, birilerine gününü gösterir gibi, hepiniz görüceksiniz ben neler başarıcam siniriyle değil, bu sınırlar benim küçük dünyam ve ben burayı olabildiğince, elimden geldiğince güzelleştiricem, kendi dışımda kimseye kanıtlayacak bir şeyim yok özgüveninde ve sakinliğinde yaşamaları o kadar güzel bir örnek oluyor ki benim için. Ben de gitgide hayatımı ufaltıyorum, daha az insan, daha az seyahat, daha az eşya , daha az hedef ama hepsi öz. Az ama öz aslında o kadar önemli ki. Az ama öz insan, az ama öz seyahat, az ama öz eşya, evinin ve sevdiklerinin etrafında konsatre olan minik bir dünya, sağlıklı ve lezzetli yemekler, spor, az ve öz ürünle yapılan cilt bakımı, sahip olduğun her şeyi gerçekten sahiplenmek/sahip çıkmak, değer vermek, evine - ailene- seni iyi hissettirenlere- anılarına- eşyalarına.


Kısacası dostlarım, ben bu sıralar çok minik, çok saçma, çok küçük şeylerde çok büyük huzurlar buluyorum.

Yorumlar


You Might Also Like:
IMG_2924
IMG_3424
IMG_1230
About Me

 Herkese Merhaba!

Ismim Gozde Gulsoy.

 

1986 yilinin mayis ayinda Victoria’s Secret meleklerine bir tepki olarak dogdum.

 

Ortaokul ve liseyi Italyan lisesi’nde bitirdikten sonra, universite icin Italya’nin Milano sehrine tasindim. 

Bocconi Universite’sinden ustun basarilarla mezun olduktan sonra (universiteyi 2 sene uzatmak da bir basaridir.) Istanbul’a geri dondum. 2011 yilindan 2017 yilina kadar tekstil sektorunde calistim.

Su anda Istanbul’un Bomonti semtinde, fransiz bulldogu kizim Fiona ile yasiyorum

​​

Read More

​

info@benburayaasikoldum.com

Join my mailing list

Search by Tags

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page