top of page

İstanbul'da Turist Gezdirme Rehberi:

  • 5 saat önce
  • 7 dakikada okunur

Herkes 2026 yazına biraz sallamış ama benim geçirdiğim en güzel , en huzurlu yazlardan biriydi. Öyle aman aman da nereleri gezdin denmez, yazı kız arkadaşlarımla Marakeş'te karşıladım, birkaç küçük aksiliğine rağmen unutulmaz ve çok tatlı bir tatildi, göl evine bol bol gidip orayı iyice değerlendirdik, temmuz başı çok sevdiğimiz arkadaşlarımızı evimizde ağırladık ve tüm ağustos ayını önce tek başıma sonra Federico ile İstanbul - Marmara Adası hattında geçirip birkaç günü de Atina'da değerlendirdik. Uzak ülke ve şehir yok, tropikal plaj yok, değişik kültürler yok, buna rağmen harika bir tatil oldu. Bu yazımda sizlere yurtdışından bir misafiriniz gelse, onlara nereleri gösterirsiniz neler yaparsınızı anlatıcam. Yalnız baştan şunu söyliyim, benim çok daha yoğun hazırlanmış bir programım vardı ama ben her programı oluşturduktan sonra yaşarken esneklik payı bırakırım çünkü tam o tatili yaşarken belki canım planladığımdan daha farklı bir şeyler yapmak isticek. Burda da öyle oldu, iki keşif günümüzü iptal ettik ve evimizin tadını çıkartıp ailemizle daha çok vakit geçirmeye karar verdik. Hazırsak başlayalım, türk kahvenizi alın, ben çok sevdiğim selamlıque tarçınlı kahvemi yaptım evimin terasına yayıldım bile.


Bergamo havaalanı bizim Bergamo'daki evimize 10 dakika, o yüzden Federico Bergamo'dan uçup Sabiha'ya geldi. Fırsat tam olarak da bu fırsat. Uçakta acıkan kocamı uçaktan indiği gibi Bayramoğlu Döner'e götürdüm. Bu, Federico'nun en en en çok sevdiği yemeklerden oldu.

İtalya'daki dönerler yaprak döner değil, ya daha doğrusu İtalya'daki dönerler döner değil. Size burayı biraz da onun gözünden yorumliyim. O kadar sulu sulu o kadar güzel buldu ki, İtalya'daki dönere niye sos atılıp buna gerek olmadığını çok iyi anladı. Restoranın büyüklüğü, aşırı fazla çalışan olması ve herkesin harıl harıl işini yapması onu çok şaşırttı. Avrupa'da boş masalar olur içerde, çalışanlar yine de sizi oturtmak için bekletir, ağır ağır çalışırlar. Burda menü belli, tek yemek var, çalışanlar içeri geleni hızlı hızlı oturtuyor, giden masayı boşaltıyor, menü geliyor, sipariş ulaşıyor. Amaca yönelik, herkes bir atom karınca. Bu dönere puanı çok ama çok yüksek.


Günün geri kalanı, onu eve yerleştirmek, ailemle ve köpeklerimizle keyif ve gün batımında sahilde yürüyüş yapmak oldu.

Ertesi gün sabah erkenden kalktık. Ben neredeyse 1 ay kalacağım için kendime personal trainer ayarlamıştım eve yakın, Update Studio, hocası da çok düzgün bir insandı, o beni çalıştırırken Federico salonda kendisi dilediği gibi çalıştı. Haftada iki gün böyle sabahları spora gittik. Spor sonrası deniz, havuz ve köpeklerin keyfini çıkarttık akşam üzerine kadar. Sonra hazırlandık, ver elini Federico'nun geçen seferden çok sevdiği ve yine gitmek istediği Pera, Galata, Karaköy üçlüsü. Önce Galata'dan aşağı yürüdük. Federico ile İstanbul'da turist olmak o kadar keyifli ki anlatamam. Şu fotoğraftan da görebileceğiniz gibi, eşim diye demiyorum, heeerr şeyi doğru yapmış, tek bir falsosu hatası yok:

Bu akşam için iki hedefim vardı. Birincisi tatlı bir rooftop barda eski İstanbul manzarası izlemekti. Ben İstanbul'da yaşarken Monkey'e giderdim rooftop olarak ama Türkiye ile ilgili en büyük sıkıntım, bir gelişimde çok kaliteli olan bir yerin, bir sonraki gelişimde aşırı bozmuş olması. Açıkçası bir sürü yorum okuduktan sonra da korktum. İyice araştırdıktan sonra The Bank Hotel'in rooftopında karar kaldım. Çok doğru bir karar vermişim. Mekanın, hem kendi, hem manzarası çok güzeldi, çalışanlar çok kibardı, bu arada turistik bir yerdi pek Türk yoktu. Kendimce bir eksisini fiyatları olarak söyleyebilirim. 21 euro bir kokteyle çok fazla, hadi koktely okey olsun, 21 euro bir proseccoya aşşşşırı fazla. Manzara çok güzeldi, daha rahat alkol aldığım bir dönemde olsaydık birkaç tane içerdim ama malumunuz eskisi gibi alkol almıyorum, üzerine bir de fiyat geldi. Ama yine de çok keyifliydi, gene olsun gene yaparım.

Burdan geri yürüdük Pera'ya doğru. Fling diye bir yer duymuştum, bir anda karşıma çıktı! Çok seviyorum ben her gittiğim şehirde denk gelirsem, photoboothçularda fotoğraf çektirmek. Federico da her seferinde mırın kırın eder ama her seferinde sonucu çok sever ve bana hep der ki 'ben mırın kırın etsem de beni zorla.' Al, zorladım:

Burdan sonraki hedefimiz Pera'daki methini aşırı duyduğum Mahir Lokantası. Ben de daha önceden hiç gitmemiştim ama ikimiz de aşırı memnun kaldık. Methini çok duyduğumuz içli köftesini ve lahmacunu sipariş ettik, ben bir de kuşbaşılı kaşarlı pide ekledim. Hepsi muazzamdı. Buraya da notumuz yüksek. Federico da ben de kendimizden geçtik.

Yeni günümüz de spor, köpekler ve deniz üçlüsüyle başladı, öğleden sonraya kadar yine relax geçirdik günü.

Öğleden sonra biraz boğaz hattında gezdirmek istedim Federico'yu. Önce Bebek Kahve'de bir Türk kahvesi, sonra Bebek'ten Rumeli Hisarına yürüyüş.

Burdan Ulus'a geçtik çünkü bu Ravioli King'e mantı denettirmem gerekiyordu. Ben de yeni bir yer deniyim diye Aşkana Mantı'ya gittik. Yine tek ürün, yine hızlı masaya yerleşme ve hızlı servis. Ancak başıma bir şey gelmicekse ben çiğböreklerini asla beğenmedim, mantısında da aşırı özel bir haller göremedim. Federico ise mantıyı ravioliye benzettiği için üzerindeki yoğurdu asla kabullenemiyor. Bu arada kendisi tam bir ayran hastası, ayranı bu kadar seven bir yabancı görmemiştim, her yemekte kendi isteğiyle ayran içiyor. Bir de baklava hastası tabii ama onu anlıyorum.

Mantımızı yedikten sonra benim çoook sevdiğim bir çocukluk arkadaşımın ofisine geçtik çünkü o ve Fede artık tanışmalıydı. Fırat en kıymetli dostlarımdandır benim, kendisi futbol sektöründen ve benim kocamın koyu bir Juventuslu olduğunu biliyor ve inanılmaz ince düşünüp ona orjinal bir Juventus forması hediye etti. Federico daha mutlu olamazdı cidden.

Dedim ki, boğaz turu Ortaköy'ü gece görmeden bitemez ve sen Fedecim bir maraş dondurması alma çalışması yapmalısın.

Ertesi sabah ne spor, ne köpekler , ne deniz. Federico'nun önemli bir görevi var: Türk Hamamına gitmek. Ay başta ne kadar mırın kırın etti, çıplak mı olucam, orama burama dokunucaklar mı, niye yetişkin bir insanı bir başka yetişkin insan yıkıyor... Aslında haklı sorular, eğer ki Türk değilsen. Ben hamam kültürümüzü aşırı seviyorum, her gelişimde de bir tarihi hamam denemek gibi bir geleneğim var. Tüm itirazlara rağmen çok sevdiğim Cağaloğlu Hamamı'na rezervasyon yaptırdım. Türk müşterilere ayrı fiyat, yabancılara ayrı fiyat var ama Federico yabancı damat kategorisinden yerli fiyata girdi.

Hamamdan çıktığımız zaman Federico inanılmaz bir tecrübe yaşamıştı. Hamamın tarihi dokusuna, estetiğine her şeye bayılmış, keselenmiş, köpük masajı yaptırmış, pamuk gibi olmuş. Her seferinde gelelim diyo. Ben aynısını söyleyemicem. Kesenin 10 dakika sürmesi lazımken (sitelerinde yazıyor) iki dakika sürdü sürmedi, hayatımın şokunu yaşadım, öyle bir şoktu ki bu sesli olarak sordum 'aaaa kese bitti mi diye?' O kadar hızlı, o kadar baştan savma, fiyat da veriyim, Türklere 73 euro. Arkadaşlar az buz para değil, bittiğinde elim ayağım titriyordu. Ben bunu çıkarken söyledim, yönetim aşırı ciddiye aldı, hediyeler özürler neler neler. Hatta ben çıkarken keseci kadını ofise çağırdılar bile. Ama ne olursa olsun, hamamın, hele hele Cağaloğlu Hamamının turist silkeleme yerine dönüşmesine inanamadım. Hamam turistik bir aktivite olamaz, bizim önemli bir geleneğimiz. Bir daha Cağaloğlu Hamamına gider miyim sanmam, belki önden yönetimi ararım. Ama cidden çok büyük bir hayalkırıklığı oldu benim için. Yönetim ve resepsiyon ile hamamdaki servis arasında inanılmaz büyük bir kalite farkı var gerçekten. Neyse Federico çok mutluydu, önemli olan da bu diyerekten Cihangir'e geçtik. Hedef Federico'ya mükellef bir türk kahvaltısı yaptırmak.


Van Kahvaltı Evi. Burayı not alın ve gidin. Yemekler ayrı güzel, servis ayrı nefis, insanlar çok sempatik, fiyatlar uygun. Kendimizi resmen evimizde hissettik. Hooop donandı soframız.

Menemene, patatesli gözlemeye , ketelere, bal kaymağa bayıldı Federico bayıldı. Bir tek sucuk sevemedi. Çalışanlar devamlı enişte onu da yesin bunu da yesin diye ikramlar yaptı. Hele artık hesabı ödedik, tam kalkıcaz, Federico kuymak gördü böyleee sonsuza uzuyor, dedim bir sonraki gelişte artık. Ay öyle olur mu dedileri, hesabımı ödememize rağmen hemen yeni servisler açıldı, bir kuymak da ikram ettiler, yeni çaylar da geldi. Geri döneceğimizin kesin olduğu yerlerden biri daha burası.


Ben aslında bu hamam ve kahvaltı günü, Cihangir'i de detaylı gezeriz diyordum ama dedik ki eve dönelim, aile ve deniz keyfi yapalım, Cihangir keşfi bir sonraki seyahate kalsın.


Haftasonu İstanbul'da kalmadık,biliyorsunuz bizim Marmara adasında bir yazlığımız var, anneannem ve dedem yazları orda. Hatta burda Marmara adası anlattığım bir yazım da var: tık tık

Dedemin iki kardeşinin ve bizim birer evimiz var aynı bahçede. Tüm kuzenler yazları orda buluşuruz. Federico da bu deliliği kaçırmamalıydı. Devamlı yeni birileriyle tanıştığı, gram türkçe bilmemesine rağmen onunla türkçe konuşulan, sürekli arka arkaya ikram yemekler yediği bir haftasonu yaşadı, kültür şoku atlattı ve inanılmaz anılar biriktirdik.


Önce cuma akşamı bizim minik aile en sevdiğimiz balıkçıya gittik:

Midye dolmalar (Fede'nin favorisi), lakerdalar, neler neler, Türk balık mezeleri öğrenildi. Burdan sonra adada her gece sıcak sıcak açma çıkar fırından, elin yana yana yersin ada çayı eşliğinde. Ona da bayıldı. Hatta bizim fırın ürünlerimizin bu kadar güzel olmasını beklemiyordu.


Ertesi sabah önce güzel bir yürüyüş, sonra kıymalı kol böreği ve küt böreği denedi. Seviyor bu sporu.

Öğleden sonra önce aileden olanlarla (yarımız vardık yarımız eksiktik yine de kocaman bir aileyiz) güzel bir kahve sefası yaptık.

Öğleden sonra ailenin gençleri bir tekne gezisine çıktık, hem Federico adayı görmüş oldu iyice, çünkü koyları denizden görmek bambaşka bir güzellik, hem de ben uzun zamandır vakit geçirmediğim kuzenlerime doydum.

Akşam olunca hummalı çalışmalara girdik. Bir aile midyeli makarna yaptı İtalyan damatla beraber, biz mangal yaktık, ortaya karışık çok keyifli bir akşam geçirdik bahçemizde:

Pazar denize girdik ve adanın son anlarının keyfini sürdük. Çocukluğumun geçtiği iskele ve bahçede yıllaaar yıllaaar sonra Federico ile anılar oluşturmak paha biçilemezdi.

İstanbul'a geri dönüş yolunda bir de tekirdağ köfte denettirdim. Federico köftelerimize de bayıldı.


Ertesi gün deyim yerindeyse İstanbul'daki evimizden hiç çıkmadık. Sadece Federico ve babam, damat ve kayınpederlik sınavından geçtiler ve beraber balığa çıktılar. Sonuç hüsran, balıksız döndüler (yalan olmasın, bir balık yakalamışlar ama utançtan getirmeyip martılara vermişler) ama inanılmaz tatlı bir akşam üzeri geçirdiler.

Aslında var ya, bu en güzel İstanbul günlerimizden biriydi. Önce sabah erkenden spor yaptık, dönünce sahilde yürüyüş ve yüzme sonra tüm gün köpeklerle evdeydik, Federico ve babam balığa gitti, döndüklerinde yine ayrılmaz ikili olarak domatesli spaghetti yaptılar. (Babamın en sevdiği yemek ve Federico aşırı güzel yapıyor, bu sefer babam da öğrenmek istedi.) Sonra salona yayıldık , Adam Sandler'ın 50 ilk öpücük filmini hep beraber türkçe dublajlı ingilizce alt yazılı izledik, çekirdek çıtlattık, Federico Alaska Frigo hastalığına yakalandı, devamlı çay demlendi.


Ertesi gün aslında bizim Moda semtini keşfetmemiz gerekiyordu Barış ve Gizemle. Moda benim de bildiğim bir semt değildi, güzel bir araştırma da yapmıştım amma velakin programı bizim evle değiştirdik ve Gizemle Barışla harika bir gün geçirdik. İyi ki de öyle yapmışız, hem birbirimize hem de eve doyduk.

İstanbul'daki son günümüz gelip çattı. Son bir spor, aileyle geçirilen son çay kahve saatleri, köpekler, son bir yürüyüş ve kapanışı ise yapabileceğimiz en iyi şekilde yaptık. Lynn ve Dani'yle! Sonunda erkekler uzun bir Türkiye tatilinde İtalyanca konuşabildiler, biz Lynnle çeviri yapmak zorunda kalmadık. (Yabancı eşi olanlar bu çeviri olayını anlarlar.) Diceksiniz e zaten İtalya'da da görüşücektiniz, dicem ki her yerde görüşücez! HER YERDE! En sevdiğim ocakbaşlarından Ali Ocakbaşı Karaköy'e gittik. Yine İtalya'dan arkadaşımız Merve ve husband to be'si Çağrı da bize katıldılar. Çok keyifli bir İtalyan - Türk gecesi yaptık. Yemekler süperdi, manzaraya laf yoktu, yanımızdaki insanlar zaten muazzam. Federico ilk defa rakı sofrası denedi ve çok sevdi.

Mükemmel bir tatilin sonuna gelmiştik. Ben son yıllarda İstanbul'a hiç bir gelişimde dışarı çıkmıyordum nerdeyse. İstanbul'da ev, Marmara adasında aile evi arasında geçen, mekan ve semt keşfetmediğim yıllardan sonra, Federico ile doğduğum ve büyüdüğüm yerleri yeniden keşfetmek, her ayak bastığımda eski anılarla nostalji yapmak yerine yeni anılar oluşturmak o kadar güzel ve iyi geldi ki. Kısmet olursa her sene yazın bir İstanbul tatili yapmak istiyoruz.


Bir dahaki yazımızda Atina seyahatimizi anlatıcam. O da çok güzel geçti. Diyorum ya, bu yaz gerçekten çok güzel bir yazdı. Darısı diğer yazlara.

Yorumlar


You Might Also Like:
IMG_2924
IMG_3424
IMG_1230
About Me

 Herkese Merhaba!

Ismim Gozde Gulsoy.

 

1986 yilinin mayis ayinda Victoria’s Secret meleklerine bir tepki olarak dogdum.

 

Ortaokul ve liseyi Italyan lisesi’nde bitirdikten sonra, universite icin Italya’nin Milano sehrine tasindim. 

Bocconi Universite’sinden ustun basarilarla mezun olduktan sonra (universiteyi 2 sene uzatmak da bir basaridir.) Istanbul’a geri dondum. 2011 yilindan 2017 yilina kadar tekstil sektorunde calistim.

Su anda Istanbul’un Bomonti semtinde, fransiz bulldogu kizim Fiona ile yasiyorum

Read More

info@benburayaasikoldum.com

Join my mailing list

Search by Tags

© 2023 by Going Places. Proudly created with Wix.com

bottom of page