Ben Bu Sıralar (Temmuz 2026):
- 27 Tem
- 5 dakikada okunur

Valla tatlı bir seri başlattım şu 'Ben Bu Sıralar' yazılarımla. Aslında bunlar biraz da benim aşure yazılarım. İçinde o ay benim içimde, aklımda, gözümün önünde ne varsa onlar var. Kafamda yazacak bir dolu dolu konu olmadığında, seyahat etmediğimde, blogumda günlük gibi bunlar olucak. O zaman hadi bakalım başlayalım, bitirmekte olduğumuz bu temmuz ayında benim gündemlerim, aydınlanmalarım nelermiş.
Yunan mitolojisine sardım:
Odyssey filminin vizyon tarihi aslında birazcık tesadüf oldu çünkü Atina seyahatimle birlikte ben Acropolis tarihi ve yunan mitolojisi hakkında araştırma yapmaya, videolar izlemeye başlamıştım. Ancak filmin de vizyon tarihinin şu sıralar olması sebebiyle bir anda çok daha fazla kaynağa ulaşabilmeye başladım. Ben bilgilerimi youtubedan alıyorum, özellikle şu linkteki video harika! Baya uzun sürüyor ama ben geceleri yatmadan, uyuyakalırken bir şeyler izlemeyi aşırı seviyorum. Kesinlikle günlere böle böle izlemenizi öneririm: tık tık
Federicolar okulda Yunan mitolojisini çalışmışlar, bu kadar dibimizde olan bu kadar önemli bir medeniyeti biz niye ne tarih derslerimizde ne edebiyat derslerinde çalışmadık acaba. Devamlı baştan sardık Göktürkler, Osmanlılar tekrar başa sar, yine başa sar, bir sene de bunları çalışabilirdik bak şimdi çok sinirlendim. Neyse filmi izlemeye gidicekseniz ve şöyle bir bilgi tazelemek isterseniz de Odyssey ile ilgili 25 dakikalık güzel bir video var, onu da öneririm: tık tık
Yine sevdiğim bir podcast olan ortamlarda satılacak bilgi de bununla ilgili güzel bir bölüm yaptı. O podcastın her bölümü ayrı güzel bu arada, başlamışken hepsini dinleyin.
Ağustos ayı okunacak kitaplarımı seçtim:
Yazın haziran ayını yedik, temmuz ha bitti ha bitecek derken yazın son ayı ağustos kapıda ve ben bütün ayı İstanbul, Marmara Adası ve Atina arasında geçiricem. Bavullar hazırlanırken bir yandan da yanımda götüreceğim kitaplarımı belirledim bile. Yanımda 3 çeşit kitap olucak. Birincisi roman , ikincisi kişisel gelişim kitabı, üçüncüsü seyahat kitabı. Kişisel gelişim kitabımın adı Mutluluk Tuzağı- Russ Harris. Kitabın ana fikri mutlu olmaya çalıştıkça daha çok mutsuz olmamız. Bir şekilde farkındaysanız son yıllarda bir toksik pozitiflik pompalanıyor bizlere. Hep mutlu olmalıyız, hep pozitif düşünmeliyiz gibi gibi. Bu kitap da diyor ki, canlarım bizim beynimiz böyle tasarlanmamış, hayatta kalmamızı sağlamak için tasarlanmış o yüzden devamlı alarm halinde ve mütemadiyen olumsuz düşünüyor. Ve kitap sana şunları öğretiyor:
1) Düşüncelerin gerçek değil.
2) Duygularınla savaşmamalısın savaştıkça onlar güçlenir.
3) Anda kalmaya çalış.
4) Mutlu olmak hedefiyle değil nasıl bir insan olmak istiyorum sorusu ve o insan olabilmek için neler yapmalıyım hedefiyle yaşa.
Şu anda kitabın 80. sayfasındayım, oldu bu iş, beni sardı, mantıklı bulundu. Çok seviyorum zaten kişisel gelişim kitaplarını.
Seyahat kitabı olarak da bir gazetecinin gözünden çok sevdiği şehir olan Hong Kong'u anlattığı bir kitap aldım. Bu kitabın türkçesi yok sanırım, klasik bir gezi kitabı değil, şurda şunu ye şurda şunu gör demiyor şehrin ruhunu anlatıyor. Farkındaysanız ben bilet aldığım andan itibaren benim bir yere olan seyahatim başlıyor bile. Hakkında kitaplar okuyorum, tarihi ile ilgili videolar izliyorum. Şu anda Atina seyahatim yaklaşırken ben artık yavaştan Napoli ve Hong Kong seyahatlerime konsantre olmaya başlıyorum. Önce biraz instagram üzerinden videolara bakıyorum, beğendiklerimi kaydediyorum. Özellikle Hong Kongla ilgili bir şeylere baktıkça çok heyecanlanmaya başladım. Ay İnşallah nazar değmesin de güzel bir seyahat olucak gibi. Hadi bakalım.
Göl evimin tadını çıkarıyorum:

Hayatta verdiğim en güzel kararlardan biri kardeşimle bu küçük evi almak oldu. Ben İtalya’nın Lugano gölünde bir sınırı bile olduğunu, Como şehrinde bu minik Valsolda isimli kasabanın varlığını asla bilmiyordum. Tek bildiğim küçük bir göl evi istediğimdi. 2024 Ekim ayında bu evin ilanını çok şans eseri gördüm ve daha bu kasabaya arabayla girdiğim anda kalbim bir farklı çarpmaya başladı. Benim her seçimimde aradığım his odur. Bergamo evimizde, bu evde, gelinliğimi ilk giydiğimde… Bu evdeki 2. yazımız bu. Kendi rutinlerimizi oluşturduk bile. Cumartesi göldeki plaj günümüz, akşam sevdiğimiz iki restorandan birinde yemek. Pazar sabahları dondurma ile kahvaltı, sonra take away birer kahve alıp göl kenarında uzun bir yürüyüş ve o günü havuz kenarında geçirmek. Bazen Lugano'ya gitmek yürüyüşümüzü orda yapmak. Dedemin Marmara adasında bir evi var, biz ne zaman oraya gitmek yerine başka bir yere tatile gitsek dedem hep derdi “Yav burası dururken başka yere gidilir mi, cennet burası cennet” ben de derdim içimden “Ah be dede, dünya kocaman, bir bilsen ne cennetler var.” Şu anda o kadar iyi anlıyorum ki onu. Burası dururken başka bir yere gidesim kalmadı. Çocukken sevdiğim, gençlikte kaybettiğim yazlıkçılık sevgisi geri geldi. Mesela bu yazıyı tam olarak şu anda balkonumuzda göle karşı yazıyorum. Kafamı kaldırıyorum heybetli bir dağ, güneş sayesinde parıl parıl parıldayan göl, ağustos böcekleri, hava sıcak ama bunaltıcı değil, bütün sabahı göldeki plajımızda geçirdik, Federico şimdi öğle yemeği sonrası şekerlemesini yapıyor ve ben biliyorum ki aralık ayında bir gün, bu anı hatırlayıp “ah keşke” dicem. Burası hala İtalya 90’larını yaşayan, küçük, sessiz, sakin ama bol manzaralı, bol güzel yemekli, bol huzurlu, çok kişinin varlığını bilmediği bir kasaba ve ben burada geçireceğimiz yıllar için çok heyecanlıyım.
Sıkılmaktan korkmuyorum:
Diceksiniz bu ne saçma aktivite, demeyin. Tıpkı devamlı pozitif ve mutlu olmamız gerektiği gibi saçma bir toksik pozitiflik baskısı oluştuysa, bir de devamlı aktif olmalıyız, mütemadiyen bir şeyler yapmalıyız, asla sıkılmamalıyız, yerimizde duramamalıyız, bir oraya gidelim bir buraya gidelim, hadi şimdi şunu yapalım, bir seyahat planı, yetmez bir de arkadaşlarla bir dışarı çıkma planı, devamlı plan plan plan. İşte artık buna da yeter diyorum. Sıkılmak bu kadar korkulacak bir şey değil. Hayatta her duygu normal olduğu gibi, sıkılmak da çok normal. Devamlı kaçmamız gereken bir durum değil. Arada sıkılıcaz arkadaşlar, devamlı arkamızda eli bıçaklı bir manyak bizi kovalıyor gibi bir yerlere koşup bir şeylerle meşgul olmucaz. Arada yeri gelicek biraz duvara bakıcaz, bir kahve koyup boş boş oturucaz, bazen amaçsız olucaz, her haftasonu da bizi bekleyen muhteşem değişik bir program olmucak bazı cumartesiler de süpermarkete gidip sonra evde televizyon izlicez. Yemin ederim sıkılmak inanılmaz bir lüks oldu, sıkılınca mutlu oluyorum demek ki devamlı deli dana modunda değilim diye. Tabii ki seyahat programı yapıyorum, hatta deli demeyin ama 2027 biletlerimi bile almaya başladım ama limitli seyahatim var , o sayıya ulaşınca bırakıyorum, devamlı haftaları günleri ayları doldurmamaya çalışıyorum. Ay aldığımız son bilet de çok tatlı, 3 çocukluk arkadaşı 3 gün bol şaraplı ve peynir tabaklı bir slow travel yapıcaz, nazar değmemesi için devamını yazmıyorum. Neyse dediğim gibi , hayatımızı anlamlandıracak güzel planlara okey, sıkılmaktan yalnız kalmaktan korkunulduğu için yapılan panik programlara hayır.
Federico ve arkadaşlarımı arkadaş ediyorum:)

Ailemin gelişlerini saymazsak ilk defa beraber arkadaş ağırladık evimizde Federico ile. Çok keyifli geldi, ben genelde menüyü - programı kendim oluşturur, kendi misafirlerimi ağırlardım, birlikte program yapmak, birlikte yemek hazırlamak, benim arkadaşlarımın “bizim” arkadaşlarımıza dönüşmesi, onları beraber sohbet ederken anı oluştururken görmek, arkadaşlarımın kocamı benimsemesi ve sevmesi, ekibin büyümesi. Çok güzel şeyler çok. Sabah uyandığımızda kahveleri alıp terasa geçmek, şehri onların gözünden görmek, dondurmalar, peynir tabakları, franciacortalar, Como'da tekne kiralamak, İtalya'da sushi mi yicez ya diyip sınırsız sushide kendimizden geçmeler. Sokaklarda yürürken bi dahakine de buraya gideriz, aaaaa şurası da tatlıymış bak bi dahaki gelişte aperitivo diye diye gezmeler. Federico şimdiden bir dahaki yaz onlarla ne yapsak onun hayalini kuruyor. Zaten bu temmuz onlarla mükemmel başlamıştı, o sebepten mükemmel geçerek bitiyor.
Bu yazının sonuna gelirken, izninizle ben Italian Summer 2026'yı burda kapatıyorum. Birazdan göl evimizden Bergamo'ya geçicez. Buralarda bir ay kardeşim ve ailesi yazlıkçılık yapıcak. Bu hafta ben Bergamo'daki son işlerimi halledip bir ay sürecek Turkish & Greek Summer 2026'yı başlatıcam. Ben bu sıralar yazımızın bir sonraki versiyonunda görüşene dek, kendinize iyi bakın.




Yorumlar