Ben, Bu Sıralar:
- 16 Mar
- 5 dakikada okunur

Merhabaaaa. 39 yaşımın ve 30lu yıllarımın son 2 ayından, yeni yerleştiğim şehrimden, Fionasız bir benden merhabaaa. Bugün sıcak bir kekin yanında kahve içer gibi tatlı, hafif ve huzurlu bir yazı yazmak istedim. Ben, bu sıralar:
Bol bol mutfakta vakit geçiriyorum.
Yemek yapmanın keyfini aldığımdan beri ve projelerim izin verdiği sürece günde yaklaşık 2 saatimi mutfakta geçirmeye bayılıyorum. İnstagram algoritmam eskiden gelinlik ve düğün fotoğraflarıyla, videolarıyla dolup taşarken şimdi sağlıklı yemek tarifleriyle dolu. Eskiden internet alışveriş sepetime kıyafet atarken şimdi yok 20 cmlik kek kabı, yok muffin kabıyla dolup taşıyor. Amazon sağolsun hepsine çabucak ulaşıp denemek istediğim tüm tarifleri ertesi gün deniyorum. Federico bu durumdan aşırı memnun. Bir gün bol proteinli fake pizza yapılıyor evde, ertesi gün banana bread. Evde devamlı tarçın kokusu, fırın devamlı açık. Buzluğa hazırlanıp hazırlanıp sağlıklı börekler giriyor, hoppp ordan çıkıp dilediğimiz zaman fırına. Hatta tam bu yazıyı yazarken bile, fırında hindistan cevizi unu ve muzdan yaptığım protein kekim pişiyor. Mutfakta vakit geçirmeyi o kadar çok seviyorum ki, hayatımda bir ilke imza atıp 40 yaş pastamı kendim hazırlamak istiyorum.




Süpermarkette kendimi kaybediyorum.
Mutfakta hünerlerimi sergileyebilmek için haftanın bir günü büyük alışveriş, en az bir günü de minik eksikler için süpermarkete gidiyorum. İtalya bu konuda çok iyi, hayatımda hiç bu kadar sebze, meyve reyonlarında vakit geçirdiğim olmamıştı. Her şeyin tadı, kokusu o kadar güzel ki. Ben eskiden hazır hazır şeyler alıp atardım süpermarket arabama. Şimdi dolaptaki her şey taze, hiç birşey hazır değil. Bir de insanlar yediklerine içtiklerine dikkat edince daha fazla hazır ürün alamıyor, hepsi taze olsun, topraktan sofraya gelmiş olsun istiyor.
Bol bol ağırlık kaldırıyorum.
Ben ilk defa karın kasım olduğunu bu sene fark ettim. Meğer çoook derinlerde bir yerlerde kaslarım varmış. Ağırlık kaldırmayı o kadar çok sevdim ki haftada üçe çıkarttım. Spor salonuma, personal trainerlarıma bayılıyorum. Tabii ki her seferinde aşırı motive gitmiyorum ama genel olarak disiplinli bir insan olduğum için aksatmıyorum. Öncesinde ve sırasında tabii ki yaptığım her şeyden nefret ediyorum :) Ama çıktıktan sonrası büyük bir mutluluk.

Yediğim her şeyi tartıyorum ve kalorilerimi sayıyorum.
Kabul ediyorum bu ayrı bir delilik ama daha önce bu kadar işe yarayan bir şey görmemiştim. Obsesif olmamaya çalışsam da bu konuda biraz obsesif oldum. Evet tüm hazırladığım yemeklerin gramajlarını tartıyorum, bunları bir aplikasyona girip o gün kaç kalori yedim, kaçı proteindi takip ediyorum. Ben bitepal aplikasyonunu kullanıyorum ve çok memnunum.
Bol bol yürüyorum.
Haftanın 5 günü en az 8 km yürüyorum. Bu hem çok güzel bir terapi, hem sağlık için çok iyi hem de yeni taşındığım şehrime daha çok alışmanın, daha çok tanımanın en güzel yolu. Bergamo'yu gerçekten çok sevmeye başladım. Biz Federico ile ilişkimize başladığımızda, konuşmamıza çok da gerek kalmayan ama ikimizin de bildiği bir şey vardı. Gelecekte birlikte olucaksak beraber yaşayacağımız şehir Bergamo'ydu, Milano değil. Dediğim gibi bunu hiç tartışmak zorunda bile kalmadık, ikimiz de biliyorduk. Ben smartworking çalışıyorum o covid dönemi bile her gün ofise gitmiş, iş olarak öncelik onun işinde benimkisi daha esnek olduğu için. Bir de Bergamo her konuda fiyat olarak Milano'dan daha yaşanabilir. O yüzden taşındığım günden beri her gün bol bol yürüyerek buraları keşfediyorum ve bu kadar tarihi olmasını, yeşillikler içinde olmasını çok seviyorum, içim açılıyor her seferinde. Kalabalık değil, trafik yok, insanlar acele acele koşturmuyor, sakin , huzurlu, küçük bir şehir.
Evde misafir ağırlıyorum.
Bunu Milano'da da çok yapardım ama çift olarak yeni evimizde de yapmayı çok seviyorum. Bayılıyorum insanlara güzel sofralar kuriyim, evimi hazırliyim, güzel yemekler yensin, güzel sohbetler edilsin. Bir şey itiraf edicem, ben bir süredir yemek için dışarı çıkmaktansa, evde kendimiz bir şeyler hazırlamayı, zaman dilimi olmadan yayıla yayıla yemeyi, kimse bizi biz de kimseyi rahatsız etmeden saatlerce gülüp sohbet etmeyi tercih ediyorum.
Evimle ilgileniyorum.
Bunu Bomonti'de yaşarken de yapardım, Milano'da da. Evimi temizlemeyi, bir demet taze çiçek almayı, evim için bir şeyler yapmayı çok ama çok seviyorum. İnsanın yaşadığı yeri temiz tutması, özen göstermesi, pırıl pırıl yapması kendisine duyduğu saygıyla alakalı diye düşünüyorum. Hakettiğimi düşündüğüm yerde yaşatmak amaç kendimi. Ve iyiyi hakettiğimi düşündüğüm için, kendime değer verdiğim için yuvamın da aynen buna uygun olmasını istiyorum.
Pek de alkol tüketmiyorum.
Aslında her şey düğün sürecine girerken fit olmak istediğim için alkolü azaltmaya başlamamla başlamıştı ama düğün geçti ve ben alkolle arama bir mesafe girmiş gibi hissediyorum ve pek de şikayetçi değilim. Eskiden her dışarı çıkışta birkaç kadeh prosecco ya da gin tonic içerdim. Ama artık hem sağlık açısından, hem fitlik açısından pek de içmiyorum ve yine de aynı şekilde eğlenebiliyorum. Etrafa çok sıkıcı görünmemek için bir kadeh alıyorum ama bazen onu bile bitirmiyorum. Arabayı ben kullanırım siz keyfinize bakın bahanesi en büyük kurtarıcım oldu. Demiyorum ki hiç içmicem artık bitti, bazı arkadaşlarım veya bazı anlar var, o esnalar inanılmaz keyifli ve kendime sınır koymuyorum ama haftaiçi bir süredir sıfırdı, sadece haftasonları cuma, ctesi , pazar canım isterse. Şimdi ise haftanın sadece bir günü, onda da maksimum 2 kadeh. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, bir süredir neredeyse sıfırlandı. Neyse dediğim gibi, bir kısıtlama yok, bir yasak yok ama boşuna kalori almak da istemediğimden bir süre sadece çok keyifli ortamlarda içmek dışında içki istemiyorum.
Barınak ziyaret ediyorum ve bol bol onların instagram sayfalarına bakıyorum.
Köpek sahibi olmayı, köpek sahibi olan versiyonumu çok ama çok özledim. Fiona'nın yerini tutacak bir köpek aramıyorum tabii ki, Fiona benim soul dog'umdu. Onun yerini hiç birşey tutamaz. Ama ailemize bir can daha katmak istiyorum. Ani bir karar vermemek adına, iyi düşünerek, bol bol araştırarak sakince bakınıyorum. Doğru köpek geldiğinde, tıpkı doğru hayat arkadaşım geldiğindeki gibi, ya da doğru evi bulduğumuzdaki gibi, sakin ve doğal bir biçimde her şeyin tık tık ayarlanacağını biliyorum.
Her gün hala Fiona için ağlıyorum.
Bu öyle hüngür hüngür bir ağlama değil tabii ki. Aklıma geldikçe dicem ama hiç aklımdan çıkmıyor, oturup düşündükçe, hatırladıkça, özlem yönetemediğim kadar çok olunca, ki bu illa ki her gün oluyor, sakince bir 10 dakika ağlıyorum sonra rahatlayıp hayatıma devam ediyorum. Fiona'nın ölümünden sonra çok garip bir his geldi, Fiona fiziksel olarak varolmasa da sanki benim kalbimde bir oda açıldı, o oraya yerleşti ve ben artık ikimiz için yaşıyorum. Bir yandan sanki hiç varolmamışçasına gitti, öbür yandan hiç yokolmamışçasına var. Bilmem bu duygumu size de anlatabildim mi? Aslında ölümü üzerinden sadece 4 ay geçti ama sanki bir ömür de geçmiş gibi. Zaman üzerine çok düşündüm bu sıra ve chatgpt ile çok da konuştuk onun için de belki bir yazı yazarım.
Aslında baktığınızda benim bu sıralar yaptığım şeyler bir yandan da birbirini besleyen , birbiriyle varolabilen şeyler. Güzel yemek yapmak, sağlıklı beslenmek, spora gitmek, evde sofralar kurmak, alkolden uzaklaşmak , yaşadığın şehri keşfetmek, yeni hayatına bir de köpek katmak istemek. Bir yandan da bahar geldi, insanın içi kıpır kıpır oluyor, yapacağı seyahatleri, gideceği yerleri düşünüyor. Ben işte bu sıralar böyleyim. Bende güzel bir bahar havası hakim.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.




Yorumlar